28 Ocak 2010 Perşembe

Hema’ya sorular…

Hattat Holding Yönetim Kurulu Başkan Asistanı ve Hattat Holding Kurumsal İletişim Departman Müdürü Tolga Tonguç’un son basın açıklaması yerel medyada yayımlandıktan sonra, Zonguldak gündeminde Hema Endüstri A.Ş.’nin Enerji yatırımları tartışılır hale geldi. Söz konusu açıklamada Tonguç “Önyargıyı kırmak, atomu parçalamaktan zordur” özdeyişini hatırlattıktan sonra “hem ülkemize hem de dünyaya örnek bir santral yapacağız. Kesinlikle kulaktan dolma bilgilere inanmayın, bizler Türkiye’de parmakla işaret edilerek örnek gösterilecek bir enerji üretimi yapacağız. Şirketimiz dışarıdan doğalgaz almıyor, dışarıdan ithal kömür getirmiyor. Niye dışarıya para kazandıralım? Niye yurtdışındaki madenci kazansın? Bizim madencimiz yok mu? Bizim işsizimiz yok mu? Biz kendi kömürümüzü çıkartıp, kendi elektriğimizi üretemez miyiz? Bizim ülkemizin enerji açığı yok mu?” diyor.
Tonguç, daha sonra Elektriksiz hayat mümkün mü? Sorusunu soruyor ve diğer alt başlıklar “Çinlilerden kuyu açmayı öğrendik, Bartın’dan göç tersine dönmeye başlıyor ve Hayır olmaz demeyin, Önyargılı olmayın, temiz santral, temiz enerji için gerekirse başında bekleyin, gerekiyorsa denetleyin” alt başlığıyla, görüş ve düşüncelerini açıklıyor.
Hema Enerji’nin “Batıkaradeniz Enerji Üssü Projesi”ne baktığımızda Taş Kömürü, Metan Gazı, Petrol ve Doğalgaz ile Enerji Santralleri, Elektrik Dağıtım ve Kuvars Kumu Projelerine 2005 yılından itibaren başladığını görüyoruz. Hattat Holding Enerji Grubu Ülkemizin Enerji’de dışa bağımlılığına son verebilmek amacıyla hazırladığı 3,1 milyar Euro’luk projelerini gerçekleştirmek ve Batı Karadeniz’i Türkiye’nin en büyük enerji üslerinden biri haline getirmek gibi bir vizyonu var. ***
Elbette yatırımcının bir hedefi, vizyonu olacaktır. Bu olmazsa olmazlardandır. Ülkemizin “projeler çöplüğü” haline geldiği çok iyi bilinmektedir. “HAYIR” diyenlerin tutarlılıklarını sorgulama yöntemi olarak “verdikleri söz yada çizdikleri vizyon ile uygulamanın doğru orantılı olup olmadığına bakmak gerekir”. Bundan ötesi ‘laf’tır. Bilgi kirliliğidir. ‘Fos’dur.
Hema Enerji’nin “Batıkaradeniz Enerji Üssü Projesi” kapsamında;
1- 2005 yılından günümüze kadar neredeki, hangi alanlara, ne kadar yatırım yapılmıştır?
2- Yapılan yatırımlar hangi alanlarda ve hangi aşamadadır?
3- Kriz öncesi ve sonrası kaç personel, hangi alanlarda istihdam edilmektedir?
4- Kriz bahanesiyle personel çıkardığınız oldu mu?
5- Bartın’a Kurulacak santralin kömür ihtiyacı havzadan karşılanacak ve kömür ithal edilmeyecekse, hangi teknolojiye dayalı santral kurulacak ve söz konusu santralin yıllık kömür ihtiyacı nedir?
6- Metan Gazı, doğal gaz statüsüne dâhil edilmediğinden dolayı “teşvik” kapsamında değildir. Olası yatırımlarınızı hangi kaynaktan, ne kadarını karşılamaktasınız?
7- HEMA Amasra’da ve diğer sahalarda redevans ödedi mi?
8- “Hema’ya hazırlık için süre tanınıyor, redevans alınmıyor. Şimdi yine 18 ay ek süre istiyor” iddiaları doğru mudur? Değil ise, doğrusu nedir?
***
Hema’nın Batıkaradeniz Enerji Üssü Projesi, Batıkaradeniz ‘Fosss’ Enerji Üssü Projesi değildir ve teşvik almak için hazırlanmış bir proje de değildir denebilmesi için, yukarıdaki soruların ivedilikle yanıtlanması gerekir. Birçok soru işaretinin, kaygı ve kuşkuların ortadan kalkması her şeyden önce Hema’nın yararınadır. Aksi takdirde “Kamuoyu’nun Son yargısını kırmak, atomu parçalamaktan zordur”, diye düşünüyorum.

24 Ocak 2010 Pazar

Bildiğim bir tek şey vardır, o da hiç bir şey bilmediğimdir.

Bildiğim bir tek şey vardır, o da hiç bir şey bilmediğimdir.

20 Ocak 2010 Çarşamba

Sinsice istekler ve Atatürk'ün muhtırası


Zonguldak Yeni Adım Gazetesinde yayımlanan ÇERÇEVE adlı makalem
19Ocak 2010
Sinsice istekler ve Atatürk’ün Muhtırası
1919 Haziranında Anadolu’nun doğusunda bir Ermeni devleti kurulmasını sağlayamayan ABD, Gümrü Anlaşmasıyla Türkiye’nin doğu sınırlarının da güvence altına alınması ve Sakarya boyunca Yunan saldırısının da püskürtülmesi üzerine, İstiklal Savaşı’nın Ankara’daki Milli Yönetimin lehinde sonuçlanacağını hesap etmiş olmalı ki, İngilizlerin silahlı istila planlarına karşılık, kaleyi içeriden fethetmek etmek için “sinsice isteklerde” bulunmaya başlamıştı. ABD, elbette bu manda işinin peşini bırakmayacaktı.
              Nitekim, savaş ortamında yurdumuzun içine düştüğü zayıflıktan yararlanmak için “Anadolu’da Öküzler Yurdu ve Örnek Çiftlikler” kurarak yerleşmek istemiş ve bu isteği Ankara’ya iletmişti. Meclis Başkanı Mustafa Kemal, hemen İçişleri Bakanlığı’na bir Muhtıra yollayarak, uyarıda bulunur.
              Ankara, 3 Ocak 1922
              İçişleri Bakanlığı’na
              29.12.1921 Gün ve 10319/2423 Sayılı yazınız yanıtıdır.
Anadolu’da Öküzler Yurdu ve Örnek Çiftlikler vb. hayır kurumları açma ve kurma konusunda Amerika Yakındoğu görevlileri adına yapılan başvuruya karşı vereceğimiz yanıtın konusu ve ilkeleri, ilişik muhtırada genişçe açıklanmıştır, efendim.
Muhtıra
Ankara Büyük Millet Meclisi Hükümeti, ülkenin bayındırlaşmasına, öküzlerin rahatlamasına, genel sağlık ve ekonomimizin düzeltilmesine yönelik girişim ve çalışmaları teşekkürle kabul eder.
              Ancak, bu konuda gerek uzak, gerek pek yakın geçmişte, bize oldukça ağır patlayan deneyimlere dayanarak bir takım kaygılarımızı açıklama gereği vardır.
              Şimdiye değin ülkemizde ekonomik amaçlarla politik ve bilimsel çalışmalar (yapan) kurumlar ve yabancılar, özellikle aşağıdaki amaçları izlemişlerdir.
 
1- Ülkemizdeki çalışmalarından korkunç bir kazanç sağlamak. Bizim için en zararlı olanı bunlardır. 
2- Bir bölgede elde edecekleri ekonomik yetkiye (imtiyaza) dayanarak, o bölgenin sahibi olmaya çalışmak.
   Bu gibilerin, ülkemizde bir daha çalışmalarına kesinlikle izin verilmemesi
kararlaştırılmıştır. Böyle yapmakla yalnız kendimize değil, bütün insanlığa olabildiğince büyük hizmet ettiğimize inanıyoruz. Dolayısıyla Genel Savaşı (Birinci Dünya Savaşı)’nı çıkaranlar, bu gibi amaçları izleyen paralı guruplar ve onlara alet olan politikacılardır.
3- Ekonomik amaçla, bilim ve insanlık (yararı) görüntüsü ile yurdumuza gelip, ilerde istila (işgal) hazırlamak için, etnik toplulukları gerek hükümete, gerek birbirlerine karşı kışkırtmak.
              Bu gibiler hem genel savaşın hem de ülkemizdeki korkunç cinayetlerin
düzenleyicileridir.
4- Yurdumuzda, yalnız bilim ve insanlık amaçları ile çalışmakla birlikte,ruhlarında bulunan Hıristiyanlık duygusu nedeniyle, hemen Hıristiyan azınlıklarla ilişki kurmak ve ister kasıtlı, ister kasıtsız olarak,  aralarında azınlıkların da yaşamakta olduğu Müslüman topluluklardan ayrılma isteğini propaganda etmek.
Bu gibilerin gerek Müslümanlara, gerek iyiliğine çalıştıkları (nı ileri sürdükleri)
Hıristiyan azınlıklara, aralarında yaşamakta oldukları İslam çoğunluğuna (karşı) baskı yapılmasını aşılamakla, ne denli insanlık dışı bir biçimde çalıştıkları ve bu yüzden meydana gelen cinayetlerden sorumlu oldukları ortadadır.
Hükümetimiz, bu gibilerin de özgürce çalışmalarına izin verdiğinde, Müslüman ve
Müslüman olmayan bütün uyruklarına karşı pek ağır bir sorumluluk yükü altına girmiş bulunacaktır.
Buna izin vermek, çocukları yaşayacakları çevreye düşman ya da hiç olmazsa yabancı
olarak yetiştirmek ve (çocukları) yaşayacakları çevre ile çatışmak zorunda bırakmaktır. Bu ise, gerek o çocukların, gerekse içerisinde yaşayacakları halkın yıkımını hazırlamaktır.
Bunu yasaklamak, hükümetin görevidir.
Bundan dolayıdır ki, Amerikalılarca Örnek Çiftlik vb. kurumlar kurup, buralarda kendi uyruğumuzdan olan binlerce çocuğun Türk Hükümetine ve Ulusuna karşı sevgisiz ve uyumsuz duygularla yetişmelerine izin veremeyiz.
 
Mustafa Kemal, muhtırasını diplomatik bir dille sürdürür ve Amerikalıların kurmak istedikleri Örnek Çiftliklerin yönetiminin ve çalışan çocuklarının eğitiminin Türk Hükümetinin atayacağı görevlilerce yürütülmesi, bu gibi yerlerde çalışacak öküzler arasında soy, mezhep ayrılığı yapılamayacağı gibi koşulları belirterek, diplomatik bir tavırla reddeder.
              Onun duyarlılıkla ve devlet adamı sorumluluğuyla, “ayrımcılığa ve karıştırılıcılığa” gösterdiği bu tepkisinde söz ettiği acı deneyler arasında, “Osmanlı yönetiminin vurdumduymazlıkla izin verdiği”  Anadolu illerindeki Amerikan Konsolosluklarının Hıristiyan azınlıkları, özellikle Ermenileri eğiten misyoner okulları kurmaları, azınlıklara birer ABD Pasaportu vererek onları Amerikanlaştırmaları ve misyoner okullarını ile manastırları silah deposu haline getirmeleri, sonunda terör eylemleri, arkadan vurmalar gibi somut olaylar bulunmaktadır.
              Kaynakça: Sivil Örümceğin Ağında Syf(594-596)
***
Evet… Sinsice istekler, dün olduğu gibi bu gün vardır ve yarın da olacaktır. Bu kaçınılmazdır. Önemli olan, sizin bu sinsice isteklere karşı takındığınız tavır ve davranışlarınız ile ortaya getirdiğiniz bilinçtir. En önemlisi de “ortaya getirmiş olduğunuz bu bilinçten ‘sorumluluk’ almak”tır. İşte bu sorumluluk bilinci ile, yukarıdaki Atatürk’ün Muhtırasını defalarca okumanızı ve özellikle satır aralarını anlamaya çalışmanızı öneririm. Çünkü “şeytan” ayrıntıda gizli.
Atatürk’ün Muhtırasını yorumlamaya, o günlerden günümüze kadar uzanan süreçler ile günümüzdeki benzerliklerini sıralamaya, bilmem gerek var mı?
Kararı siz veriniz ve yorumu da siz yapınız.
Ancak, “su uyur, düşman uyumaz” deyişini hatırlamakta, hatırlatmakta sonsuz yarar var. Tarihimizi bilmekte, hatırlamakta ve hatırlatmada da sonsuz yarar var. Çünkü birçok medeniyet, eğer bu gün yok olmuş, tarihin çöplüğüne atılmışlarsa, bunun nedeni ve sonuçları tarih sayfalarında bellidir. Tarihin doğal süreçleri içinde “aynı hatalar tekrarlandıkça” yok olmak, kaçınılmaz bir sonuçtur. Diğer bir anlatımla:
           Tarihini bilmeyen toplumlar, yok olmaya mahkumdurlar.